Okul Üzerine Ornitorenksel Sayıklamalar

Standard

Okul meselesi hakkında kendimce ahkam kesmek istedim ben de ama hele ilk haftayı bir geçirelim ona göre konuşayım dedim. Çünkü benim yazacaklarım Afrikanın vahşi cangıllarına süt bebesi nasıl itilir konulu olacağından sabi sübyanı önce o ortama itmeli sonra gözlemlemeliydim.

Öncelikle Efekan bir devlet okuluna başladı, herkes kendince doğrulara sahip bu konuda asla benim fikrim daha doğru tartışmasına girmek değil benim amacım benim doğrumdan bahsetmek, bana göre eğitim devlet eli ile parasız bireylere verilmesi gereken bir hizmet ve bireyin hakkı ha bazıları bunun şekli ve politikaları ile ilgili rahatsızlıklara sahiptir ve haklıdır ancak ben sistemin doğruluğunu tartışılabilir bulsamda devletin sahip olduğu eğitim kadrolarından istisnalar dışında hoşnuttum ve yaşadığım yerin küçüklüğünden kaynaklı okulları ve öğretmenleri tanıyordum, içimde kuşkuya mahal verecek tek bir unsur yoktu. Özel okul bizim için söz konusu olsaydı en yakın özel okula ulaşmak için servisle günde toplamda bir buçuk saatlik bir yol gidecekti ve açıkçası kuşta kondurmayacaklardı ve yorgun bir vaziyette okula varan çocuk burada faydalanabileceğinden daha az faydalanacaktı belki okuldan. Hoş şehir çocukları zaten her gün bu yolu tepiyor ya. Ve ilk okulda çocuktan beklenen tek kazanım okuma yazma öğrenebilmesi ve dört işlem yapabilmesi olunca ve doğal seleksiyonda okulsuzda uygun ortamda çocuklar bunu 7 yaş civarında halledebiliyorsa çok ta düşünecek bir şey yoktu.

Efekan’ın iki yaşından beri zaten okullu olması sebepli blogda hiç bahsi geçmesede waldorf okulları, demokratik okullar, ev okulu ve okulsuz eğitim bir sürü şeyden az az haberdar olma, önce inceleme, sonra bunalma, sonra okumasın bu çocuk yaaa diye isyan etme, boş ver ya herkesin çocuğu gidiyor deme, sonra yeniden isyan etme, istifa edicem herşeyi bırakıp dağa yerleşicem göndermiycem işte okula deme, sonra ne var yani bizde gittik devlet okuluna psikopat mı olduk deme, sonra kocakişisine göndermesek mi okula deme gibi bir sürü bir sürü evreyi dört yıldan uzun bir sürede yaşama şansı elde ettik ve geldi çocuk altılı yaşlarının son aylarına. Kaydoldu tabi ki okula.

Kaynaştırma haftası ve ilk hafta için işyerinden izin almış olsamda kaynaştırmaya bazı aksilikler nedeniyle Efekan gidemedi yani onun için ilk gün gerçekten okulların açıldığı gündü. Yazın zaman zaman okul bahçesine götürmüş orada oyun oynamasını sağlamıştık, okulda görev yapan birkaç arkadaşımız vardı ve Efekan kaynaştırma haftasının son gününde ama okulda kimse yokken sınıfını görme şansını elde etmişti.

İlk gün benim için de bir milatdı şimdiye dek kreş ve anaokulu hep çocuklara kahvaltıdan ikindi kahvaltısına tüm öğünleri verdiği için ben evden çıkma saatimiz olan 08:00 den yaklaşık olarak yirmi dakika önce uyanıp 10 dakikada duş alıyor 10 dakikada da Efekan ve kendimi hazırlayıp kapıdan çıkıyordum ama bu kez Efekan’a kahvaltı yaptırmalı beslenmesini hazırlamalı ve kendimle ilgilenmeliydim uyanma saatini 06:50 olarak ayarladık. Pazar günü Efekan’a “yarın sana beslenme hazırlayacağım sende okulda yiyeceksin, ne istersin?” dedim “kek” dedi. imdat diye bağırasım geldi, çocuğum ilk okullu oldu ya benim.

 okul1

Sabah erken kalkabilmek için erken yatmamız gerekiyordu ve yazın evde babasıyla vakit geçiren çocuk bu geç uyuma işine öyle alışmıştı ve ilk okul işini öyle stres yapmıştı ki yatağına yatırmamdan bir buçuk saat sonra uyudu ve beni de o kadar süre yanından kaldırmadı.

Sabah kalkmak gerçekten zor bunun alıştırmasını yapmak isteyebilir belki bazıları ama ben son ana kadar benim için çok değerli olan uyku zamanını kullanmak istedim evet ben tembel bir uykucuyum ve yaz mevsimi miskiniyim, hem alışmak için bir hafta önceden bu düzene başlasam ilk günler yine aynı zorluğu yaşacaktım ve bir hafta daha geç kalkma şansını da kaybetmiş olacaktım.

Okula ulaştığımız andan bahsetmek daha doğru olur artık sanırım.

İlk önce sınıfına gittik bir gün önce okula gittiğinde tahtaya güzel bir resim çizmiş olan Efekan gururla o resmi bana gösterdi.

 okul6 okul2

Ardından ortam kalabalıklaşmaya başladı minicik sıralarda kocaman adamlar oturuyor dahası o sırada oturması gereken çocuğuma yer vermiyordu. Tüm veliler lise yıllarından kalan bir psikolojiyle öğretmen masasının hemen yanındaki en ön sırasına yaklaşmamıştı bile zaten kısa süre önce gözlük takmaya başlayan Efekan için ön sıraların daha iyi olacağını geçtim hala ilk okul yıllarını hatırlayan bir yetişkin çocuk olarak okulun ilk yıllarında o ön sıranın aslında heves edilen bir yer olduğunu hatırlayıp hemen Efekan’ı oraya oturttum.

 okul9

Çantasını sıraya koyduk bahçeye çıktık bayrak töreni için hazırlıklar başlamıştı büyük sınıflar sıra olmaya başladı biz ise birinci sınıfların olması gereken kısımda analı babalı çocuklu bir kalabalık kimse ne yapacağını bilmez vaziyette bakışırken öğretmenler gelmeye başladı ve Efekan’ı öğretmeninin yanına götürdük o çocukları bir hizaya sokmaya çalışırken Efekan önce bana doğru bir koştu sarılmak için ve ben sarılmadan hayır öğretmeninin yanına gitmelisin derdemez pişman oldum bunu sarılıpta söyleyebilirdim diye Allahtan biraz sonra yine aynı hamleyi yaptı bu kez sarıldım öptüm ve kulağına onu sevdiğimi fısıldadıktan sonra okul içinde öğretmeninden yardım isteyebileceğini onun onlara her konuda yardımcı olacağını söyledim daha bir rahat gitti sıraya. İstiklal marşına eşlik etmeye çalıştı sözlerini tam bilmese de ve orta öğretim çocuklarınca hazırlanmış eğlenceli mini konser esnasında Müzik Öğretmeni haydi eller deyince kalabalığa mahcup ve tedirgin katıldı.

 okul8

İçeriye ilk gidenler birlerdi ve artık bizim okul sınırlarında işimiz bitse de Kocakişisi dersi olmayan bir arkadaşı ile öğretmenler odasına giderken ben yine dersi boş olan başka bir arkadaşımla bahçenin gölge bir köşesinde oturdum, iki ders saati.

Okuldan ayrıldığımda ise yakınlarda evi olan bir arkadaşıma gittim çünkü öğle yemeği için okula dönmeliydim. Çalışan bir anne babanın çocuğu olan Efekan evimiz okula yakın sayılsada öğlenleri okul sınırları içinde karnını doyurmak zorundaydı bu ya taşımalı öğrenciler için anlaşılan yemek şirketine belli bir ücret ödeyerek olacaktı ya da kantinden tost alarak ve ben beş okul günü içinde bunu Efekan’a öğretmeliydim birinci haftanın sonunda bu konuda yalnızdı çünkü.

İlk gün taşımalının yemeği çıkmadığı için ikinci gün de çıkan yemekten bizim haberimiz olmadığı için kantinden tost aldık. İlk gün sıraya birlikte girdik Efekan sık sık sıradan kaçtı yarım saat kadar sıra bekledik ve Efekan bir tost için bu kadar sıra beklemeyeceğini yakınlarda evi olan bir arkadaşıma misafirliğe gitmeyi zaten sabah derste bir şey yapmadıklarını okulun sıkıcı olduğunu söyledi. Sıraya girmesini ilk gün ders işlenmeyeceğini bu günün tanışma günü olduğunu ve sıradan çıkarsa sırasını kaybedeceğini söyledim. Kantin sadece karışık tost yaparken Efekan sıra kendisine geldiğinde içinde sadece sucuk olan bir tost istedi kaşar ve salça olmasın dedi ve yanına ayran aldı oysa ki Efekan süt ya da meyve suyu içer. Ve ben Efekan sayesinde yıllar sonra okul tostu yedim, içinde hiç bir şey olmamasına rağmen nasıl bu kadar lezzetli oluyor bu? İsviçreli bilim adamları asıl bunu araştırsın!!!

okul3

İllaki herşeyi kendisi yapmaya alışık bünye okul kitaplarınnı kaplama konusunda da bunu kimselere bırakmadı hatta bu iş için hazırlar üretilen ve kitaba geçiriliveren kaplıklara yüz bile vermedi. Yalnız hayatbilgisi kitabını yeniden okumak çok zevkli olacak.

okul4

İkinci gün tostu yapan teyzeye yardım etmek için eşi gelmişti ve ilk gün yediğimiz nefis tosttan eser yoktu.

Üçüncü gün taşımalının yemeğinden haberdar olduk yanında bende gittim ama Efekan’ın tüm işlemleri kendinin yapmasını sağladım sadece tarif ettim tabildotu almasını ya da yemeği bitince tabildottakileri nasıl dökeceğini ve tabakları üst üste nasıl koyacağını.

İlk günden sonra okulda olabildiğince az vakit geçirmeye çalıştım ama bunun yanında ders zili çaldığında öğretmen çocukları salmadan ya da sınıf kapısını açmadan sırf zil çaldı diye sınıf kapısını açıp kapıdan iki dakika boyunca sınıfın içini gözleyen ve sınıfa dalan veli gördüm, tüm gün okul bahçesinde oturan tenefüste çocuğunun oyununa müdahale eden veli gördüm, ve derse çocuğu ile girip haftanın sonunda bile hala sırada ders boyu oturanını da. Bunu yanında yemek yedirmek için gittiğimde yemek zili çalınca kapı açıldığında öğretmeniyle göz göze geldiğimizde utandım çocuğu hiç kendi haline bırakmıyorlar fikrine kapılır diye. Ama tüm öğle arasını ilk üç gün okulda geçirmek zorunda kaldım kimseyi tanımayan Efekan oyun arkadaşı bulmakta zorlanmıştı ve gitmemi istemiyordu bende okulda kaldım ama bunun yanında sınıfından çocuklarla olabildiğince oyun kurmasına yardım ettim ve çocukların adını sorarak ve Efekan’ın adını söylemesini sağlayarak tanışmalarını sağlamaya çalıştım.

Perşembe günü okula vardığımda Efekan tost yemek istedi, önce yemekhaneye bakmayı teklif ettim geri çevirmedi gittik yemeğe baktı ve tost istiyorum dedi ısrar etmedim kantine gittik ben yorulduğumu bankta oturmak istediğimi söyledim sıraya kendi girdi siparişini verdi parasını ödeyip üstünü aldı tostu ve ayranıyla yanıma gelip çok güzel bir oturma yeri bulduğunu oraya gitmemizi teklif etti gittik ve o bulduğu ağaç gölgesine beni oturtup kendiside üstüne tırmanıp keyifle tostunu yedi ve bu teyze güzel tost yapıyor ama kocası beceremiyor dedi.

 okul5

Cuma günü sabah okula bırakmaya sadece Alper gitti ve yemek saatindede ben okula gitmedim Alper sabah Efekan’ı bırakırken öğretmeninden rica etti alışması için o gün benim gitmeyeceğimi Efekan’ı yemekhaneye göndermesinin mümkün olup olamayacağını.

Cuma sabahı sağanak kelimesinin bile basit kalacağı bir yağmur nedeniyle yağmur botu ile okula gönderince çocuğu ve bir saat sonra hava denize girilebilecek sıcaklığa gelince öğle yemeği saatinin sonlarına doğru okula gittim Efekan’ı bahçede göremeyince içeriye girdim içeride öğretmeni ile karşılaştım ve Efekan’ı sordum yemekhaneye gönderdiğini ama benim bakmamamı kendisinin bakmasının daha iyi olacağını yoksa beni görünce çocuğun yemeği bırakabileceğini söyledi tama dedim içeriye bakıp yanıma geldi ve evet içeride hala yemek yiyor dedi. Teşekkür edip bahçeye çıktım dersin başlamasına yakın içeriye girip koridorda arkadaşları ile takılan Efekan’a kendisi için ayakkabı getirdiğimi söyledim değiştirmesini sağlayıp oyalanmadan vedalaştım, biraz daha kal desede ve içimden bu gelsede dersiniz başlayacak siz arkadaşlarınızla oynayın benim gitmem gerek dedim.

İlk okul haftası maceramız bu şekildeydi. Kaldı önümüzde 12 yıl kesiliği olan devam etmek isterse de ek olarak buna 2 ya da 4 ya da daha fazla daha fazla sürelerin eklenebileceği bir zaman dilimi 🙂

okul7

Reklamlar

About ornitorenk handmade

Nedenini bilmediğim bir şekilde sadece ama sadece diktiklerimi paylaşmak amacıyla açtığım bu blog zamanla benim günlüğüm haline geldi. Henüz yazmaya başlayalı çok olmasada kendisinden beklemediğim bir biçimde geriye dönüp baktığımda yaşarken unutmam sandığım aklımdan silinip giden anları bana hatırlatır oldu. Hiç bir zaman düzenli tutamadığım bebek anı defterim, hiç bir zaman baskısını almadığım binlerce ama binlerce fotoğrafım, okuduğum kitaplardan bir kelime, sevdiğim müzikler, yaptığım resimler. İyiki varsın blog. oğluma, gülen yüzüme, asi meleğime not: seni çok seviyorum...

15 responses »

  1. çok duygulandım…
    bu duygulanım kah göz yaşılı kah gülümsemeli oldu. Demek büyüdükçe bir bebek başka başka heyecanlar, değişik baharatlar gibi.
    yine yaz, bir yazı dizisi yap. senin deneyimin benim için önemli. Çünkü, çocuğum büyük çok büyük adam olsun da gerisi önemli değil demeyen bir bakışın olmaz senin. Mutlu olsun okulda, okulu sevsin yeter dersin.
    çok güzel başlamışsınız. hadi bakalım.

    Beğen

  2. Teyzeler, “Allah zihin açıklığı versin” derler, ben de Efekan’a böyle söylemek istiyorum:) Efekan’ı öpüyorum, hepsinin üstesinden geleceğini biliyorum. Anne baba olarak siz de üstesinden geleceksiniz. Ama zor olacak. Alper’in öğretmeni emekli olmuş, 1-2 yıl halk eğitim merkezinde kadınlara okuma yazma kursu vermiş, sonra milli eğitime dönmüş, oğlumu 5 sene okuttuktan sonra sanırım bir 5-6 sene daha çalışmış başarılı bir öğretmendi. Çok vericiydi ama verdiğini de almak isterdi. İsteyen öğrencilere hafta sonu evinde ve tek kuruş para almadan, sabah 1 posta, öğleden sonra 1 posta kurs verirdi. Şahsen ben öğretmen olsam, o kadar canavarın silgi pisliğiyle, kalemtraş artığıyla bile uğraşmak istemezdim evimde. Nerede okuldan atılmış, itilmiş, kakılmış, kötü çocuk varsa onları da öğretmenimiz kabul eder, “bu çocukları kimse istemezse topluma kazandıramayız” derdi. Sınıf gittikçe kalabalıklaştı, 46 kişi falan oldular bir ara. İşin ilginç tarafı, normalde bir sınıfta 3-5 çok iyi ve 3-5 de çok kötü öğrenci olurmuş, Alper’in sınıfında 15-18 çok başarılı, 15-18 de aşırı kötü öğrenci vardı ve benim çocuğum gibi ortalama öğrenciler ne yüze çıkabildiler, ne de dip yaptılar. Aslında ona da şükür. 4. sınıfta oğlumun defterinde elektron dizilişini gördüm ve çıkgına döndüm. Öğretmeniyle bu konuyu konuştuğumda, bilgi olsun diye anlattığını, sınavda sormayacağını söyledi. Yahu soyut düşünce çocukta 12 yaşına kadar çıkabiliyor, benim lisede gördüğüm şeyi neden 4. sınıf talebesine bilgi olsun diye veriyorsun, neden kafasını bulandırıyorsun değil mi? İşte o zaman çok acıdım çocuklara. Eşim sürekli, “şimdiden kendini özel hissetmesin. Hayatı steril sanmasın, çöpçünün çocuğuyla da bekçinin çocuğuyla da arkadaş olsun, başkalarının yaşamını öğrensin” dedi. Bir yerde haklıydı ama sınıf aşırı uçlar arasında olunca sıkıntı büyüktü. Sonuç olarak, ilk okulu destekleye destekleye bitirttik. Orta okul da ite kaka. Sevemedi okulu bir türlü. Belki şu kötü çocuklar olmasaydı diğerleri için daha iyi olacaktı. Bence bir hataydı o kadar sorunlu öğrenciyi bir yere toplamak. Demek ki, bir öğretmen “ben almak istemiyorum” deyince almayabiliyormuş.
    Lise seçimimiz de zor oldu. Evimizin yakınlarında 2 lise vardı ve benim işyerimin üzerinde olduğu için öğrencileri görebiliyordum. Erkekleri bırak, kızlar bile, hani o en ağdalısından erkek küfürleri vardır ya, işte onları sokağın ortasında avaz avaz savurmakta sakınca görmüyorlardı. Kafasının içini açıp bilgi dökecekler diye değil, sırf bu pis ortamdan biraz daha koruyabilelim diye özel okula gönderdik. Özel okul mantığı, elbette nerede okursa okusun Hacettepe’yi, Boğaziçini kazanacak 10-20 öğrenciyi al, burslu okutuyoruz diye diğerlerinin sırtına yükle, sınavdan sonra da 10-20 öğrenciyi şu okullara, diğerlerini de bu okula yerleştirdik de şeklinde özetlenebilir. Zor valla. Kendin yeniden okusan o kadar zor olmaz. Allah kolaylık versin.

    Beğen

  3. Merhaba Gonca,
    Oğlum mehmet Ege’de okula başladı buna benzer sıkıntılar biz de yaşadık. Öğretmenimiz, çok iyi dostumuz olmasına rağmen ara ara okulda gözümüze toz kaçıp, gözlerimizin yaşarmasına sebep oldu:) Ve ödev konusu o kısma hiç girmek istemiyorum:((( Daha çizgilerde bu kadar sorun yaşarken harflerde ne yaparız bilmiyorum.
    Kızımda yaşamadığım şeyleri sağolsun oğlum yaşatıyor

    Beğen

  4. bu yazıyı okuduktan sonra sevgili kızımı kesinlikle seneye okula vermemeye karar verdim 😦

    Beğen

  5. owwww daha neler neler.
    yazarım ilerleyen zamanlarda gözlemlerimi, belki bizim gibi çalışan ana babalardan biri çocuklarını okula göndermeden önce rastlar blogada belki bir işe yarar yazdıklarım,
    öğrenmeyi sevsin istiyorum ben gerisi boş
    öpüyorum seni ve diren kızı

    Beğen

  6. çok talihsizce olmuş ve evet bence çok değişirdi o zaman durum böyle olmasaymış. en önemli aşama eğitim hayatında ilk okul öğretmeni çocuk onu sevmişse ve öğretmen çocuğa öğrenmeyi sevdirebilmişse ne ala sonrasında bence gerek te yok özel okullara derslere öğrenmeyi sevebilen çocuk çabalayıp öğrenecektir yoksa biz en iyi hocalardan derste aldırsak özel okulara etüd merkezlerinede göndersek boş.
    benim için eğitim hayatı maraton değil ve ne yazık ki bu kelimeyi kullanan öğretmenlerde var, ben yarış atı yetiştirmeye çalışmıyorum mutlu kendi ile barışık hayattan zevk alabilen ve vicdanlı bir birey yetiştirmeye çalışıyorum
    eşinede çok hak veriyorum kutlarmısın benim yerime onu sistemin yarattığı sınıflara karşıyım hepimiz insanız kimisi şanslı ve daha iyi standartlara sahip sadece

    Beğen

  7. ah o çizgi çalışmaları, erkek çocukları sınırlı boyama çizgi çalışması gibi şeyleri sevmiyorlar bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok, Alahtan öğretmenimiz bu konuda çok iyi ödev konusunda baskı yapmayın yamuk çizdiğinde silip yeniden yaptırtmayın ne yapabiliyorsa onu yapsın gibi sözlerle bizi rahatlattı.
    başarılar diliyorum mehmet ege’ye umarım çizgi çizmeyi sevmesede öğrenmeyi sever 🙂

    Beğen

  8. niye öyle diyorsun, o yaşanması gereken bir süreç bir yıl geç olsa da aynı şeyleri yaşayacak, ve gerekli be hacer öğrenmek zorundalar kendilerine bakmayı hep koruyamayacağız onları. biz elimizde çanta ne kadar uzaktaki okullara giderdik onların yaşlarında biz yapabildiysek onlarda yapabilir eminim annem biz gittikten sonra çok beklemiştir kapının önünde :). belki bbom okulu açılmış olur seneye o da sizin için bir seçenek olur ama ben dedim ya özel okul olayına karşıyım, gıcığım işte yapacak bir şey yok…

    Beğen

  9. Okul işi püfffff…. çok zor…. ben oğlumu okula bıraktığım ilk gün “hadi sen işine gidebilirsin anne” demişti. Ne üzülmüştüm, beni istemiyor diye:))))) eh 9 aylıkken kreşe başlayan bir çocuk için normal aslında ama ben bahçeye çıkıp ağlamıştım…. delimiyim ne:))) ilk kreşe bıraktığım günde 9 aylıktı ve uyuyordu… öpüp koklayıp, sonra defalarca özür dileyip kreşe bırakmıştım…. sonuç: iş yerinde tüm gün ağlamak…
    ah canım büyüyorlar işte… hemde göz açıp kapayana dek… biraz büyüdükten sonrada, kendilerini sevdirmiyorlar…. vaktin varken bol bol mıncır oğluşunu:))))

    Beğen

  10. 2,5 aylıktı ilk bıraktığımda, bırakmak sayılır mı bilmem babasıydı nihayetinde bakan ama işe gidiyordum ve evdeydi işte emzirme saatleri geldiğinde o sızı 😦 hiç mi geçmez? hala mı hissedilir?
    bir buçuk yaşında bakıcısı oldu iki yaşında kreşli ama hala mı zorlanır bir insan?
    öpüyorum fırsat verdikçe o bi gün sordu bana “bütün anneler böyle senin gibi midir anne?” diye “nasıl?” dedim “çocuklarını hep öper okşarlar mı?” dedi. “bütün nneler çocuklarını hep çok sever hep öperler” dedim. bana dair hatırladığı şey bu olsun hep

    Beğen

  11. canım yaaa. sende çok erken bırakmışsın… ben 3 ay ücretsiz izin almıştım.. geriside raporlar falan… ite kaka 9 aya kadar dayanabildik ve benim ücretsiz izin almam bütçemizi epey etkilemişti… şimdi ortaokul son sınıfta… odasının önünden her geçişte “oğlummm seni çok seviyorummm” diyerek geçiyorum… her seferinde kafasını kaldırıp gülümsüyor ve her seferinde “bende seni” diyor… çok tatlılar çokkkkk… Allah şansşlarını, bahtlarını güzel eylesin inşallah…

    seni takipteyim:)))) birkaç gün önce Ankara da Çıkrıkçılar Yokuşuna gittim… sırf senin güzel kullandığın rengranek pazenlerden bulmak için…. onlar bana hep rahmetli annemi hatırlatır.. o kumaşlardan aldırırdı bana… “sakın kara kara kumaş alma, rengarenk, cıvıl cıvıl olsun” derdi…
    gittim oraları talan ettim… içe siner deseni olan bir pazen yok… bolca bebe pazeni denilen şeylerden var… ama ara ara gidip bakmaya devam… en azından benzer birşey bulurum belki…
    güzel günler senin olsun, güzel insan….

    Beğen

  12. ah bazen ne zor anlatıyorum o annesinin çalışmak zorunda olduğunu. yıllardır belimin durumundan dolayı kucağıma alamadım efekan’ı ve arkadaşları gibi hasta olma lüksüne bile sahip değil efekan. bir keresinde ağlamıştı rapor alalım bana çok hastayım dinlenmem gerek işe gitme diye 😦 gitmedim tabi o gün. ama her gün defalarca fısıldıyorum kulağına seni seviyorum diye, öpüyorum her yerde her zaman hatta okulun ilk günü ayrılırken izin istedim bu kez arkadaşlarının yanında belki utanır diye “öpebilirmiyim?” dedim çok mutlu oldu “tabi” dedi gururla baktı arkadaşlarının yüzüne çok sevindim hala öptürüyor diye…
    Allah bize bağışlasın yavrularımızı sağlıkla mutlulukla…
    ben çıkrıkçılarda görmüştüm ilk allı yeşilli pazenleri, bende sarı pazen olsa derim hep artık pazen dikme vaktim gelmiş benim çok, özledim…
    öpüyorum kocaman, sağlıkla güzel günleriniz olsun, sevgiler…

    Beğen

  13. canım hastalık ihmale gelmez…. kendine özen göster….
    erkek çocuklar belli bir yaşa kadar anneye çok düşkün oluyorlar… bu avantajı sonuna kadar kullanıyorum ben…

    dün akşam annemden kalan sandığı kurcaladım…. pazen varmış içinde… nasıl mutlu oldum… unutmuş gitmişim… 3 yıldır annemin hasretinden ağlamamak için açmadığım sandıktaymış hepsi….çocuklar gibi sevindim… hepsi cıvıl cıvıl… rengarenk:)))) bakıp bakıp yerine koyuyorum onları….
    güzel kalpli insanlar kolay bulunmuyor canım… seni bulduğuma seviniyorum… sende kocaman öpüldün… kendine güzel bak…. oğluşunu birde benim için öp….

    Beğen

  14. nasıl sevindim senin için güzel pazenleri bulduğuna. bende annemi kaybettikten sonra uzun yıllar yaptıklarına, eşyalarına hiç bir şeye dokunamadım ama geçen yıl onun ördüğü dantellerle çok radikal işler yapıp tutkallayıp avizeler yaptım evime, düşündüm de yılda bir açıp bohçalardan çıkarıp sevmemdense kullanmamı isterdi.
    sevgilerimle sarılıp öpüyorum, çok değerli yorumlar benim için

    Beğen

  15. Geri bildirim: 52 Haftada Baskı Yapmak 21. Hafta ve Okul Denen Şey Ne Menem Bir Şeymiş | ornitorenk handmade

yorum yaptığınızda sesimi duyduğunuzu anlıyor ve çok mutlu oluyorum. yorum göndermekte sıkıntı yaşıyorsanız bilgisayarınızdan internet çerezlerinizi temizlediğinizde sorunun çözülmüş olduğunu göreceksiniz. mail adresinizi sadece ben görüyorum, adınızı doğru yazmak zorunda değilsiniz hatta yazmak zorunda değilsiniz ama sizi tanımamı isterseniz doğru yazmalısınız, yorum yapmak için bir blog sahibi olmak zorunda değilsiniz o alanları boş bırakarak da yorum yapabiliyorsunuz. daha ne duruyorsunuz? sesinizi duyurun bana.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s