Monthly Archives: Ağustos 2012

Havuç Pantolon

Standard

BU YAZI ÇOK UZUN OLABİLİR AMA DİKİŞLE İLGİLENENLER İÇİN NE YAPMAMALIYIM YAZISIDIR O YÜZDEN BLOGGER TARAFINDAN SABREDİP OKUNMASI TAVSİYE EDİLİR :

Kumaşı çok beğenmiştim ve aslında kapüşonlu sırtı açık bir kokteyl elbisesi hayal ederek almıştım.  Alırken belki dükkan içinde bir iki parça dikerim diye sekiz metre kestirdim. Hayatında kokteyle mi gittin acaba ya da hangi gün bir düğüne bir toplantıya süslendin de gittin deseniz vallahi yok öyle bir gün, kardeşlerimin düğünlerinde bile sadece şık denilebilirdi bana ya da özenli hazırlanmış yoksa yok öğle tüller, şifonlar, ipekler, satenler durumu. Zaten yazın şalvar kışın pazen giyen biriyim böylece kumaş bana baktı ben kumaşa sonra dedim ki ama ben bu kumaşı giymek istiyorum. Feysbukta yayınladım fotoğrafını sordum kızlara etek mi, şalvar mı, pijama pantolon mu? diye. Gelen görüşlere bakacak ve benzer modelleri bir araya getirecek olursak aslında pijama pantolon (etek pantolon, geniş paça pantolon) açık ara öndeydi. Sonra düşündüm de benzer model pantolonlarımı hiç giymemiştim. Ben şalvar adamıydım, ne kadar farklı birşeylerim olsun diye uğraşsamda olduklarında da sadece dolap bekliyorlardı o kadar. Son zamanlarda dar paça şalvar dedikleri aslında havuç pantolon olan modeli dikmeye karar verdim. Verdim vermesine de kalıp yok. İnternetten araştırdım sıkça kullanılan bir dikiş dergisinni geçmiş sayılardaki bir modeli istediğim model. Tamam tamam olmasına ama bu dergiyi almamışım ki ben. Türk bloggerları araştırdım iki kişi kalıbı kullanmış biri ribana şeridi çıkarmış belini lastikli yapmış cepler duruyor birazda istediğimden dar gibi göründü gözüme. Diğeri ribanayı çıkarmış kemer yapmış cepler duruyor ancak üstte duruşuda daha havuç. Tamam dedim cepli çalışacağım beline lastik yapacağım. İyi, güzel, ya kalıp?

Elimin altında internet varsa yılmam mutlaka aradığımı bir şekilde bulurum. Google translate sayesinde yaptığım berbat çevirilerle Japonca bile aratır ulaşırım o şeye. Bu kez Türk blogdan Rusça içerikli ulaştım dergiye tamam dedim Rusçada olsa hallederim ben bu işi. Dergiyi indirdim genelde bu dergiler ya jpg ya da pdf formatlı yüklenir benim indirdiğimde dergi pdf kalıp eki jpg çıktı. Dergide sayfa sayfa ilerliyorum rakamlar dışında tek tanıdık satır yok üstelik tarayıcıdan kaydedildiği için satırları kopyalayıp taranslate programa aktarma şansıda yok. Sabah erken uyanmışım bu arada evdekiler daha uyurken kumaşı biçmek ve ortadan kaldırmak  istiyorum zira hobi odası denen raflar, dikiş makinaları, internet bağlantısı ile donatılmış, düğmelerin cam kavanozlarda sergilendiği, mutlaka kırmızı bir iki obje kullanılan, güzel dekore edilmiş o oda bizim evde yok. Bizde sekiz kişilik yemek masası var. İyi paralar verip beş yıl önce aldığımız aldığımızdan beri de saysan on kez anca kullandığımız şimdilerde dikiş makinemin üzerinde konakladığı yemek masası ve birde tabak çatal bıçak depolama amaçlı yapılmış ama kumaşlarımı, dikiş dergilerimi koyduğum konsol. Sizin anlayacağınız yere serilecek kumaş ve biçilecek böylece ortalıkta dolaşan ayacıklar olmaması gerek. Ama dergi Rusça!!!

Dur bakalım dedim kalıp paftalarını (sanırım böyle deniyor) açtım kargacık burgacık Kril alfabesi birden kırmızı bir kalıp dikkatimi çekiyor resimleri açtıkça hıh işte bu havuç pantolona benziyor. Üstelik istediğim model anlatımlı dikiş okulu kısmında olduğuna göre kesin budur diyorum. Ama bizde yazıcıda yok, fakat bu da yıldırmıyor beni. Yazıcısı olmayan ama yılmayan bir kadın ne yaparsa onu yapıyorum dayıyorum ekrana A4 kağıdı ekrana zarar vermesin diye pilot kalemle kağıda tam dokundurmadan çiziyorum dış çizgileri. Elimde bir sürü A4 puzzle parçası birleştiriyorum, vallahide o kesin, havuç pantolon bu.

Sadece ön parça ve cep arka kısmının kalıbı olsun ben gerisini tamamlarım. Açıklamalar Rusça bende resimlerin resmini aktarıyorum bir kağıda yol göstersin diye :).

Ben şahsen övünmek gibi olmasın 34 beden olsamda biraz geniş bir pantolon istediğim için 36 beden kalıbı çıkarıyorum sonra da kumaşım esnek olmadığı için kalıbı birde kendim genişletiyorum ki nereden baksan bazı yerlerde 10 cm ye kadar bir genişleme söz konusu. Kumaş desen tekrarlarını aynı yerlere denk getimek gerek böyle kumaşlarda daha önceki hatalardan aklımda bu konu sağolsun kumaş bana yardım ediyor bu konuda. Bu arada ev halkı uyanıyor karınları doyuruluyor oğlanla faaliyet yapılıyoruz.

Kazasız belasız biçme işini hallediyorum dikişe geçiyorum.

Açıklama resimlerine göre önce cepler dikilecek sonra pantolon birleştirilecek. Cebin iç kısmını pantolon parçasıyla birleştirip ütüyle düzeltiyorum ve arka cep parçasını ön parçaya iğnelerken bir an kumaş tamda üzerimde olması gerektiği gibi bacağımın üzerine seriliyor birden fark ediyorum ki pantolonum dar olabilir işte o zaman tüm hevesim kaçıyor ve aşamaları fotoğraflama işini de bırakıyorum. Dikiş işi bittiğinde pantolonun tam bana göre olduğunu fark ediyorum. Bir beden büyük kalıp hazırlamama, bazı kısımlarda kalıba 10 cm kadar ek yapmama, biçerken dikiş payını geniş biçip dikerken bu payın büyük kısmını pantolona dahil etmeme rağmen bana göre!!!

Dikiş dikmeyi bilmeyen ve özellikle kişiye özel kalıp çıkarmayı bilmeyen dikişe meraklı kadınlar genelde bu dikiş dergilerinin kalıplarını kullanır benim gibi ama nedense bu derginin kalıpları hep düzeltme gerektirir  ama dikiş ve kalıp bilgisi olmayan biri nasıl düzeltileceğini de bilmez! Ben modelin basitliğinden ve bu kalıpların şimdiye kadar hep bol gelmesinden dolayı dar olabileceğini hiç düşünmemişti. Kumaşı kendi bedenimde biçtiğimi düşünmek bile istemiyorum.

Tüm bu gevezeliğimin sonunda ise işte pantolonum.

Reklamlar

Simetrik Etekli Salaş Tişört

Standard

Kumaş benim için nasıl değerli bir bilseniz 🙂 belki diğer dikiş bloggerları gibi kumaşçıların olduğu hatta pazardan kumaş alma imkanımın olduğu bir yerde yaşamıyor olmamdan kaynaklanan bir şeydir bu belki de elde kalan kumaşların birleştirilerek yorgan yüzü yapıldığı bir dönemde doğup büyümüş olmamdandır nedendir bilmem ama kumaşları seviyorum ve biçki yaptıktan sonra artan kumaşları atamıyorum. Bu tişörtte tamamen böyle bir anın ürünü, elbise için biçtiğim kumaştan oldukça büyük parçalar artınca ortaya çıktı. Daha küçük parçaları ise küçük kalpler şeklinde kesip kenarları serbest kalacak şekilde sadece orta hattan ve üst üste getirerek aplike ettim yakaya.

Fatma’nın Eli Elbise

Standard

Hz. Muhammed’in “Vücudumun bir parçası, gözümün nuru; kalbim, ruhum ve vicdanım” dediği, soyunu devam ettiren kızı Hz. Fatma özel bir değere, halk inançlarında farklı bir konuma sahiptir. Anadolu’dan Hindistan’a kadar “Fatma’nın Eli”nin kötülüklerden koruduğuna,  inanılır.
Hz. Muhammed’in kızı Fatma, kocası Hz. Ali’yi genç ve güzel bir odalıkla görünce o sırada pişirmekte olduğu helvaya şaşkınlıkla elini daldırır ve karıştırmaya başlar. Kocası durumu fark edince Fatma’nın elini tencereden çıkartır. Fatma’nın eli yüzyıllardır sahiplerine şans getirdiğine ve onlara sabır ve sadakat erdemleri verdiğine inanılan bir tılsım haline gelir.

Genellikle Fatma’nın Eli olarak bilinsede Araplar arasında Hamse Eli olarak anılır. Hamse beş demektir ve bir elin parmak sayısını gösterir. Hindu’lar Humsa Eli, Museviler ise Hameş Eli veya Miryam’ın Eli adını vermişlerdir. Bazı kültürlerde yukarıya dönük, bazı kültürlerde aşağıya dönük el şeklinde bulunmaktadır.

Hz. Fatma, salt dinsel boyutuyla değil, mitolojik bir efsane olarak da Anadolu’dan Hindistan’a kadar uzanan bir coğrafyada etkilidir. Gaziantep Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ruhi Ersoy, “Kadın Kamlardan Ebelere” çalışmasında Mersin yöresi Tahtacı Türkmenleri arasında, doğum esnasında ebenin işe “Benim elim değil, Fatma Ana’nın eli” diyerek başladığını, doğum yapacak kadının karnını eliyle ovup doğumu gerçekleştirmeye çalıştığını belirtir. Ünlü tasavvuf uzmanı Annemarie Schimmel de, “Tanrı’nın Yeryüzündeki İşaretleri” adlı kitabında Fatma’nın Eli’nin önemine dikkat çeker: “Parlak gümüş veya altın mücevherler üzerine kazınan veya kırmızı boyayla çizilen, bazen de evi koruması için duvara çizilen ‘Fatma’nın Eli’, İslam dünyasında en sevilen muskalardan birine kaynak olmuştur. Bu el genellikle Sufilerin kullandıkları asa veya değneklerin baş tarafını oluşturur. Ayrıca Ali veya Oniki İmam’ın isimleri bazen metal bir ‘Fatma’nın Eli’nin üzerine kazınır”. Halk arasında genellikle kolye olarak kullanılan Fatma’nın Eli’ndeki 5 parmak sülalenin 5 üyesi; Hz. Muhammed, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i sembolize eder. İlaçla geçmeyen ya da ilaca gerek olmayan hastalıkların, Fatma’nın Eli’yle dokunulduğunda, dua okunduğunda iyileşeceğine inanılır.

Hz. Muhammed ve Hz. Hatice’nin en küçük kızı olan Hz. Fatma, Mekke’de doğmuştur. Küçük yaşta annesini kaybettiği üç ablası da o dönemde evli oldukları için annesinin yokluğunda ve Müslümanlığı yaymak için mücadelesinde babasının en büyük destekçisi olması, ona “babasının annesi” lakabını kazandırmıştır. Kaynakların büyük bölümüne göre onsekiz yaşındayken Hz. Ali ile evlenmiştir. Camile Adams Helminski’nin “Sufi Kadınlar” kitabında yer verdiği bu evliliğe dair bir ayrıntı, aile ilişkilerini aydınlatır: “Fatma ve Ali’nin evlilikleri Cebrail tarafından vahyedilmiş bir evlilik olmasına rağmen birçok evlilik gibi iniş çıkışları olan bir evlilikti. Bir gün Ali ve Fatma birbirlerine dargın iken Hz. Muhammed onların ziyaretine gelir. Kendisinin ikisinin arasına uzandığı ve her ikisinin de ellerini alarak kendi karnı üzerine koyduğu söylenir. Peygamber onlara kendisiyle beraber nefes almalarını ve içleri huzur doluncaya kadar bu konumlarını muhafaza etmelerini söyler. Bir süre sonra onların kulübesinden yüzünde tebessüm ile ayrılır. Niçin gülümsediğini soran bir arkadaşını şöyle yanıtlar: ‘En sevdiğim iki kişi artık huzura kavuştular'”.
Hz. Fatma ve Ali’nin beş çocukları olmuş, ancak üçü çocuk yaşta ölmüş ve Hz. Muhammed’in soyu Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile devam etmiştir. İslam kaynakları o günün şartlarında son derece ataerkil bir toplum olan Arabistan’da, peygamber soyunun bir kadından devam etmesini çok önemser. Parıldayan anlamında “Zehra”, temiz anlamında “Betül” lakaplarına da sahip olan Hz. Fatma’nın kişiliğine dair Tevfik Ebu İlm’in İnsan Yayınları tarafından yayımlanan “Hz. Fatıma” kitabında şu satırlar dikkat çeker: “Kırmızıya çalar beyaz bir ten, siyah ve uzun saçlar. (Kemal ve güzelliğin en üstün örneği idi. Arap yarımadasındaki tüm kadınların sahip oldukları bilgi ve ilimlerden haberdardı ve hepsini kavramıştı. Kuran ayetlerine dayanarak Ebu Bekir ile girdiği tartışmalar, onun Kuran ayetlerine vâkıf olduğunu ortaya koymaktadır”. Hz. Fatma’nın dış görünüşü, konuşması, hal ve tavırlarıyla Hz. Muhammed’e en çok benzeyen kişi olduğunu Hz. Ayşe de belirtmiştir. Baba ile kızı arasındaki çok yakın ilişki, Hz. Muhammed’in bir sefere çıkarken en son, geldiğinde ise ilk önce kızını ziyaret etmesi, kızını gördüğünde ayağa kalkarak yerini ona vermesi gibi örneklerden anlaşılır. Ebu İlm’in kitabında yer alan yine Hz. Ayşe’ye ait şu satırlar da manidardır: “Resulullah’a Fatıma’yı sanki bal şerbeti içer gibi öylesine öpmesinin sebebini sordum. Bana ‘Beni miraca götürdükleri gece Cebrail beni cennetin içine götürdü ve bana bir elma verdi. Onu yedim. Ne zaman o elmayı özlesem Fatma’yı öpüp, cennetin kokusunu ondan alıyorum. (O benim kalbim, ruhum ve vicdanımdır. Her kim onu üzerse beni, her kim beni üzerse Allah’ı üzmüştür”.

İşte Fatma’nın eli motifiyle süslenmiş elbisem (elbise 40 beden dikildiğinden üzerime tam oturmamıştır).